13 Mart 2009 Cuma

İkinci Dünya Savaşı - Churchill..


Merhabalar. Geçen dersimizde Rus cephesine bir göz atmış; Lenin'in ölümünün ardından Stalin'in nasıl SSCB'nin başına geçtiğini anlatmaya çalışmıştık. Bugün ise kameralarımızı Britanya adasına çeviriyor, "Müttefik Devletler"in bir diğer saygı değer devletinin liderinden bahsediyoruz: Winston Churchill.

Efendim bundan önce tanıdığımız üç liderinkinden oldukça farklı bir hayat hikâyesiyle karşı karşıyayız. Bu kez Hitler, Mussolini ve Stalin gibi hayata 1-0 yenik başlamış, kaderin sillesini yemiş bir lider yok. Spencer-Churchill aşiretinden gelen, 1874 yılında her zamanki gibi yağmurlu bir İngiltere sonbaharında doğmuş, Lord çocuğu bir başbakan var karşımızda. Dediğimiz gibi, babası İngiltere'de Lord, çevresi oldukça geniş. Anne desek, iyi aile çocuğu, İngiltere'nin en zengin adamlarından birinin kızı. Kısacası, şanslı doğanlardan Churchill. 

Bilirsiniz, zengin çocukları biraz şımarık oluyor. Churchill de küçükken yatılı okulda okuyordu ve okulda "zengin piçi" olarak anılan, pislik bir çocuktu. iPhone'uyla, son model Audi arabasıyla, üstünden çıkartmadığı Adidas eşofmanlarıyla; tam bir zengin piçiydi. Durmadan sorun çıkarıyor, derslerini dinlemiyor, ailesini bıktırıyordu. "Bu soytarının aklını başına getirmek lazım. Lord'um lan ben, benim çocuğum olacak adam mı bu deyyus." diye düşünen babası da, disiplin kazanması için parayı bastırıp Winston'u Kraliyet Harp Okulu'na yazdırdı.

Yan gelip yatarak yaşamaya alışmış Winston, ordunun şap atılmış tabldotlarını yiyince gerçek dünyayla yüzleşti tabii. Yaşam şartlarının değişmesi yetmezmiş gibi,Güney Afrika'ya sömürge savaşına gönderildi. Acılı günlerdi bunlar Churchill için. Mümkün olduğunca savaşa katılmamaya çalışıyor, çadırda oturup kulağında kulaklık müzik dinliyordu. "Aman eşofmanıma çamur gelmesin.", "Ay çok sıcak, Afrika sıcakları geldi." diye trip atarak savaşı bitiremeyeceğini anladı. Çıkıp erkek gibi savaşmaya kalkınca da, esir düştü. İşler kötü gidiyordu; ancak esir kampındaki üç beş arkadaşıyla nöbetçileri punduna getirip kaçmayı başaran Churchill, ülkede ses getirdi. Zaten babasının ününden ötürü gazetelerin ikinci sayfalarındaki "Lord'un oğlu gece kulübünde görüldü." haberleriyle tanınan Churchill, milli kahraman ilan edildi.

Bu kolpa kahramanlık hikâyesi, Churchill'e çok kapılar açtı. Önce babasının izinden gidip "Milletvekili olayım en iyisi, yatarak kaç milyar maaş alıyorlar eki eki." diye düşündü, Muhafazakar Parti'den mebus seçildi. Bu planını başarıyla gerçekleştiren Winston, 1911 yılına gelindiğinde Liberal Parti'de "Denizcilik Bakanı" olmuştu. Yavaş yavaş aklı başına geliyor, tiki Winston olmaktan çıkıp iyi bir politikacı olma yolunda gidiyordu.

Denizcilik Bakanlığı pek Winston'a göre değildi. Birinci Dünya Savaşı'nda Çanakkale'de izlediği "Ya hacı bak sadece gemiyle gidelim bu savaşı kazanırız, sen gel bana güven. Ya geçen arkadaşım var diyorum sadece donanmayla." politikası; İngilizler'in Çanakkale'yi "geçememesiyle" sonuçlandı. Hâl böyle olunca, gazetelerde "Churchill istifa.", "Şerefsiz bakan." manşetleri peydah oldu. Baskılara dayanamayan Winston, tiki karakterini ortaya çıkararak "Dayanamıyorum ya dayanamıyorum böhhühü." diye istifa etti. 

Dediğimiz gibi, arkası sağlam Churchill'in. Bu yüzden yaşadığı utanç verici bakanlık serüvenine rağmen; Lordlar kamarasındaki sağlam tanıdıklarının desteğiyle tekrar Muhafazakar Parti'ye girdi, Maliye bakanı oldu. Tabii gençliğini Starbucks'ta dünyanın parasına kahveler içerek geçiren birine, "Al bu ülkenin maliyesiyle sen ilgilen." demek akıllıca bir seçim mi tartışılır. Her neyse, bundan sonraki yıllarında bakanlıklarla, vekilliklerle şahane bir yaşam süren Winston; sene 1940'ı gösterdiğinde başbakan Chamberlein'in emekli olmasıyla hayatında yeni bir döneme giriyordu. Başbakan o oldu. Tam da o dönemlerde patlak veren İkinci Dünya Savaşı'na, İngiltere Winston Churchill önderliğinde girecekti.

Efendim savaşa giden yolda önümüzde bir ülke, bir lider kaldı. Tahmin edersiniz ki; "Süper güç"ten, Amerika'dan bahsediyorum. Franklin Roosevelt yakında sizlerle.

s.

1 yorum:

Meryem dedi ki...

Sıradaki:D